“Eric kapıya bakar mısın?” Kot pantolonumu giyip odadan çıktım. Eric kapıyı açmış bana boş gözlerle bakıyordu. Elinde bir buket çiçek vardı.
“Çiçekler sanaymış.” Bana. Çiçek?
“Bana mı?” elindeki buketi alıp kapıyı kapadım. Üzerinde minik bir zarf vardı. Çiçeği kolumun altına sıkıştırıp zarfın içindeki kartı okudum.
“Küçük motive hediyesi: bu gece harika olacak.” Evet bu geceki performans için koreografımızdan gelmiş bir not ve çiçek.
“ne yazıyor?” dedi sabırsızca. Ona bakıp gülümsedim.
“sadece küçük bir motive hediyesi.”
“o adamdan nefret ediyorum. Provalarda üzerine düşecekti neredeyse. Resmen sana sarkıyor. Hele uçakta ortamıza oturmadı mı? Ahhggg!”
“Yapma Eric. Sadece düşünceli biri.”
“Düşüncel biri sabahın sekizinde motive hediyesi göndermez.”
“Neden göndermesin ki. Ayrıca bana sarktığı falan yok. Zaten gay. Onun tipi değilim.”
“Ah o gay mi? o sıfat sadece kızlara kendini güvende hissettirmek için sonra bir gece kendini onun yatağında bulursun da ruhun duymaz.”
“Eric yok öyle bir şey kuruntu yapma.” Deyip mutfağa ilerledim ve masanın üzerinde sahte çiçeklerle dolu vazoyu boşaltıp içine elimdeki çiçekleri yerleştirdim.”
“Şu performans bir bitsin bak onu nasıl döveceğim. Zaten geçen haftadan kıl oldum ona. Neymiş dans öğretiyormuş. Piton gibi beline sarıldı resmen senin.”
“Bak dediğim gibi o gay. Doğal olarak kendini kadınlara yakın hissediyor. Hem o böyle birşy itse bile benim kalbim dolu.”
“Erkekler kalbe bakmaz.”
“Öyle mi? Yoksa sen de mi öylesin.”
“Konuyu değiştirme.”
“eee omlet yapayım mı? ya da pankek?”
“ahahah hayır. Yemek yiyebilecek durumda değilim.”
“Nasıl yani? Eric bir şey mi oldu? O not yüzünden olmadığını düşünüyorum…” kapı çaldı. Eric’i durdurup kapıya bakmaya gittim.
“Selam şekeeerr!” Sam boynuma sarıldı. Ve o anda birden Eric Sam’i duvara yapıştırdı.
“Sakın. Ona. Dokunma.”
“ooo panterimiz sinirlenmiş.” Dedi Sam gülerek. Eric tam elini kaldırıyordu ki ortalarına geçtim.
“bizde kahvaltı edecektik.”
“Fark ettim. Panter neden tişört giyiyorsun sen?”
“Seni varya…”
“Eric telefonun çalıyor. Bence bir bak.” Sinirli gözlerle bana bakıp içeri geçti. Sam’e döndüm.
“Hiç bakma aşağıda kahvaltı yaptım bile. Sadece bir uğramak ve çiçeklerin gelip gelmediğini kontrol etmek istedim.”
“Evet geldiler merak etme. Ama kalsaydın?”
“Yo panter sinirlendi bile şimdiden. Aranızı bozmak istemiyorum. Ama söyle ona o adonisleri saklayarak bir yere varamaz.” Sonra şalını düzeltti ve el sallayarak gitti.
Bende mutfağa girip pankek hamuru hazırladım ve onlar pişerken masayı hazırladım. –evet otelde kahvaltı var ama içime sinmiyor onları yemek- Portakal suyunu hazırlarken telefonum çalmaya başladı. Eric çoktan açmıştı ama. Birkaç saniye sonra telefonu bana uzattı.
“Anne?”
“Bellanca !”
O anda uyandım. Aslında buna uyanmak denemez çünkü gece yarısı ranzadan düşmüştüm. Çıkan gürültüyle babam odaya girdi. Işığı açınca gözlerim kısıldı.
“Tanrım! Bella ne işin var yerde?”