Ne garip şeydi şu hayat. Başlangıç, anılar ve bitiş. Derin bir karanlık, sonsuzluk. Koşup durmak için ne kadar da küçük bir zaman dilimi. Kocaman bir hiçlikte bırakılan sessiz ayak izleri.
Peki hayat bu kadar kısayken niyeydi bu yeniden başlama isteği? Onca çaba, kısa bir zaman için onca emek. Sahi, o kadar kolay mıydı yeniden başlamak? Aynı yolu tekrar yürümek. Sonunun değişmeyeceğini bile bile aynı kitabı tekrar okumak. Kolay mıydı aynı acıları tekrar tekrar yaşamak. Değer miydi? Sonuçta herkes zamanı geldiğinde gitmeyecek miydi?
Peki ya aşk, gerçekten güzelleştiriyor muydu zamanı? Aynı yağmur damlasında birleşip aynı güne doğmak. Yaşanır kılar mıydı bu hayatı?
Peki ya zaman neydi? Gün, ay, yıl? Tutmaya çalıştıkça parmaklarımızın arasından kaçıp giden saniyeler. Güzelleştirmeye çalıştığımız anılar bütünüydü sadece.
Öyle ya da böyle geçerdi zaman. Peki ya sonra? Ne yapılırdı ölüm vakti gelince? Kontrol edilemeyendi ölüm, kabullenilirdi. Bir son, belki yeni bir başlangıç. Buruk bir veda.
Gerçekten de garip bir şeydi şu hayat. Belki de sadece bu yüzden bile yaşamaya değerdi.