Launchorasince 2014
← Stories

Yorgunluk


Gözüne giren güneş ile uyandı. Hangi gündü? Telefonuna baktı, saat daha  altıydı. Normalde gerekiyor olsa asla bu kadar erken uyanamazdı, işinin gücünün olmadığı bir pazar sabahı neden bu saatte uyanmıştı ki? Tekrar uyumayı denedi, ancak gözleri kapanmıyordu. Üzerinde korkunç bir ağırlık vardı. Rüyasında ne gördüğünü hatırlamıyordu, ama çok da güzel bir şey olmadığını tahmin edebiliyordu. Güzel bir rüya görmeyeli, rahat bir uyku uyumayalı baya bir zaman olmamış mıydı? Rüyasıyla ilgili hatırladığı tek şey kocaman bir karanlıktı. Aslında şu son zamanlarla ilgili hatırladığı, hissettiği tek şeydi karanlık. Sanki birisi hayatındaki bütün gündüzleri almış da sadece geceleri bırakmıştı ona. Kafasını boşaltmak için derin bir nefes aldı, yan döndü. Sanki yatağına, bedenine sığamıyor gibiydi. Sıkıntılarını, içine attıklarını düşündü. Hiçbir şey hissetmiyordu. Acı, üzüntü yoktu. Saçma sapan bir boşluk, belki de biraz kırgınlık, hepsi bu kadar. Ne yaşasa, ne düşünse içine atıyordu. Konuşacak pek kimsesi de yoktu. Yalnızdı. Bu durum genelde onu çok rahatsız etmese de bazen yanında birisi olsa iyi olurmuş gibi geliyordu. İnsanları kendine yaklaştırmayı pek sevmiyordu aslında. Yabani denilebilirdi. İç sesini genelde dinlemezdi. Çünkü ona mutsuzluklarını, başarısızlıklarını hatırlatırdı. Ne kadar kulak asmasa da bazen dayanılmaz oluyordu iç sesi. İşte yine ortaya çıkmıştı. Dinlememeliydi. Derin bir iç çekti. Daha sadece yirmi yaşında olmasına rağmen kendini çok daha yaşlı hissediyordu. Yorgundu, güçsüzdü. Bıkmıştı, hem de birçok şeyden. Etrafındaki insanlardan, olaylardan, sorumluluklarından. Aslında en çok da kendisinden bıkmıştı. Dışarı baktı, güneş iyice belirginleşmişti. Düşüncelerini uzaklaştırmak istercesine kafasını salladı. Yorganına sarıldı ve uykuya dalma umuduyla gözlerini kapattı.