Kendimi çok tuhaf hissediyordum. Tuhaf. Evet, bu durumu en güzel anlatan kelime buydu. Ona her baktığımda kendimden bir parça görüyordum. Yanındayken çok rahattım. Hani evinde, ait olduğun yerde hissetmek derler ya, öyleydi işte. Aramızdaki bağ çok farklıydı, arkadaşlık değil, sevgi değil, aşk değil. Sanki birbirine ait iki para, birbirini tamamlayan, ayrıyken hiçbir anlam ifade etmeyen.
Hayatın griliğinden uzaktık. Mor sabahlar sızardı penceremizden. Ona hep sarılmak istiyordum. Sarılmak ve asla bırakmamak. Kokusunu doya doya içime çekmek, bakışlarını zihnimin en derinine kazımak.
Ama sonuç olarak o da gitti. Tüm mutluluklarımızı da yanına aldı giderken. Elimde ondan geriye sadece birkaç tozlanmış anı kaldı, belki biraz gülümseme. Ve bir de beynime çakılmış bakışları.
Tam kurtuldum derken yine geldi bu karanlık. Bir de o anlamsız, derin boşluk.
Onun bir daha asla gelmeyeceğini bilmek canımı acıtıyordu. Ama o daha en başından gitmeyi kafaya koymuştu. Onu asla kalmaya ikna edemezdim, edemedim de. Ben yalvaran gözlerle bakarken o arkasını dönüp gitti. Giderken sadece “kendine çok dikkat et, tek parça kal” dedi. Tek parça kaldım. Her zaman tek. Bir başkasıyla değil, kendi başıma.
Belki şu hayatta beni terk etmeyen tek şey bu karanlık boşluk. O beni terk etti, ama bu boşluk hep benimleydi. Beni asla bırakmadı. Eskiden çok korkardım bu karanlıktan, beni yok edecek diye. Kimsesiz ve tek kalmaktan, o boşluğa gömülmekten korkuyordum. Korkmuyorum artık, korku da diğer her şey gibi anlamsız geliyor. Artık pek takmıyorum. Boşluğun ne kadar karanlık olduğu umurumda bile değil. Bıraktım kendimi boşluğa. Karanlığın beni yutmasının da artık pek bir önemi yok. Artık hiçbir şey için çabalamayacağım.
Sonumun çok farklı olmayacağını biliyorum, ne de olsa hepimiz ölmeyecek miyiz?..
Sen
Şu sıralar tuhaf bir his var içimde. Anlamsız bir boşluk. Biraz da üzüntü.
Aslında belki sadece bunlar da değil. Tam olarak ne hissediyorum, bilmiyorum. Bu aralar her şey çok karışık.
İyice yorulmaya başladım. Bir gün bu kadar ağırlığı taşıyamayıp devrilmekten korkuyorum. Bu kadar karışıklık insanın sağlığını da etkiliyormuş, yeni fark ettim.
Bu aralar birazcık da bıraktım kendimi. Artık çok fazla düşünmüyorum. Zaten ne olacaksa oluyor, değiştiremiyorum. Her şey bir şekilde olacağına varıyor öyle ya da böyle.
Aslında beni bu hale getiren gidişin. Bir anda bu kadar uzaklaşacağını düşünmemiştim. Bir gün sen de gidecektin, ama sanki o gün hiç gelmeyecekmiş gibi geliyordu bana. Zaten hiç yakın olamamıştık ki seninle. Ama yakında bir yerlerde nefes aldığını bilmek de yetiyordu.
Şimdi en büyük pişmanlığım seninle hiç tanışmamış olmak. Tanışsaydık, giderken bana “hoşçakal” diyebilirdin. Belki o zaman hoş kalabilirdim. Ben de sana “görüşürüz” derdim. Hatta belki bu lafın hatırına tekrar görüşürdük bile, neden olmasın.
Sen gittikten sonra çok değiştim demek isterdim, gerçekten. Hala sokakta tanımadığım yüzler arasında senin gülümsemeni arıyorum. Hiç konuşmadık, ama bazı geceler sesinle uyanıyorum. İnanır mısın, ayakkabılarının şekli bile hala aklımda.
Düşündüm de, benim en büyük hatam sendin. Yine de seni çok özledim. Ve hala, belki bir gün okursun diye, sana yazılar yazmaktan vazgeçmedim.